Sol yanağımızdaki o küçük gamze, kaşımızın kavis çizgisi bile aynıydı. Ayla’ya hatırladığım o kırmızı plastik topu sorduğumda gözyaşlanna boğuldu. ‘Rüyalarımda. Sürekli kırmızı bir topun peşinden koştuğumu görürdüm, diye hıçkırdı. Hiçbir şüphe kalmamıştı. O, benim canım ikizim Zeynep’ti Bu mucizevi kavuşmanın ardından içimizi kemiren o karanlık soru ortaya çıktı: Ailemiz neden böyle korkunç bir yalan söylemişti? Neden kardeşimi ölü gösterip benden saklamışlardı? Zeynep ve ben bu sırrın peşini bırakmamaya karar verdik. Ailem yıllar önce vefat etmişti ama doğup büyüdüğümüz o eski ahşap eve geri döndük. Ev satılmamış, öylece boş duruyordu.
Günlerce tozlu raflan, paslı dolapları aradık. Sonunda tavan arasında, annemin eski çeyiz sandığının en dibine gizlenmiş, asma kilidi küflenmiş küçük bir ahşap kutu bulduk. Kilidi bir çekiç yardımıyla kırdık. İçinden sararmış evraklar ve annemin yıllar boyu tuttuğu bir günlük çıktı.
Sayfaları çevirirken gözyaşlarımıza hakim olamıyorduk. 1956 yılına ait, mürekkebi gözyaşlarıyla dağılmış o lanetli sayfayı bulduğumda nefesim kesildi. Gerçek, o kadar acımasız ve korkunçtu ki mideme kramplar girdi.