KARDEŞİM HASTANEDE YAŞAM MÜCADELESİ VERİRKEN

En üstünde babamın adı vardı.

Altında Bartu’nun babası Turgut Demirin imzası bulunuyordu.

Ama beni asıl sarsan şey, birkaç satır aşağıda yazan tek cümleydi.

“Doğacak çocuğun biyolojik babasının Turgut Demir olduğu taraflarca kabul edilmiştir.”

Boğazım düğümlendi.

“Bartu…”

Sesim zor çıkıyordu.

“Bu çocuk kim?”

Bartu dudaklarını birbirine bastırdı.

Sonra gözlerini bana çevirdi.

“Ceylin.”

Dizlerimdeki güç bir anda çekildi.

Koridordaki sandalyeye oturmak zorunda kaldım.

“Hayır.”

Bartu bir adım yaklaşınca elimi kaldırıp onu durdurdum.

“Hayır. Sakın devam etme.”

Ama artık durması mümkün değildi.

“Ceylin senin babanın biyolojik kızı değildi,” dedi.

Başımı iki yana salladım.

“Saçmalıyorsun.”

“Keşke.”

“Annem…”

“Annen bunu yıllarca sakladı.”

O an kalbim sanki göğsümde değil, kulaklarımın içinde atıyordu.

Çocukluğumuzu düşündüm.

Babamın Ceylin’e karşı zaman zaman mesafeli oluşunu…

Annemle babamın Ceylin küçükken yaptıkları uzun tartışmaları…

Turgut amcanın bize her gelişinde Ceylin’e diğer çocuklardan farklı bakmasını…

Daha önce hiç anlam veremediğim onlarca küçük ayrıntı birer birer zihnimde yerine oturuyordu.

“Sen bunu ne zamandır biliyorsun?”

Bartu gözlerini yere indirdi.

“On yedi yaşımızdan beri.”

Ayağa fırladım.

“Sen on yedi yaşından beri kız kardeşimin aslında senin…”

Cümlenin sonunu getiremedim.

Bartu hemen başını kaldırdı.

“Benim kardeşim değil.”

Donakaldım.

“Ne demek o?”
Reklamlar