Mezarlıktan Ayrılıp Kiralık Küçük Evime Döndüğümde...

“Bu satırları okuyorsan, ben çoktan bu dünyadan ayrılmışım demektir. Sana ‘evet’ dediğin o hastane odasında neden böyle bir şey istediğimi tam olarak anlatamamıştım.

İnsanların senin hakkında neler söyleyeceğini biliyordum; mirasa konmak istediğini, yaşlı bir kadını kandırdığını fısıldayacaklardı. Ama sen hiçbirini umursamadın. Sadece gözlerimin içine baktın ve beni o kimsesizliğin ortasında yapayalnız bırakmamak için elimi tuttun.

Ben kimsesiz değildim evlat. Ben kimsesiz bırakılmış bir kadındım. Gençliğimde büyük bir ailem, varlıklı bir hayatım ve her şeyden çok sevdiğim bir oğlum vardı.

Adı Cihan’dı. Kocam genç yaşta vefat ettikten sonra holdinglerin, şirketlerin ve devasa bir servetin yükü üzerime kaldı. Cihan’ı pamuklara sararak büyüttüm.

Ama para ve hırs, insanın kalbini bir zehir gibi sarabiliyormuş. Oğlum büyüdükçe etrafındaki insanların etkisiyle o devasa serveti ele geçirmek için beni akıl sağlığımı yitirmekle suçladı. Bir mahkeme kararıyla tüm mal varlığımı dondurmaya, beni bir kliniğe kapatmaya çalıştı.

O gün her şeyden vazgeçtim. Bütün mülklerimi, holding hisselerimi ve gayrimenkullerimi çok güvendiğim bir vakıf fonuna ve gizli bir hesaba devrettim.

Hayatımdaki her şeyi geride bırakıp kimsenin beni tanımadığı o küçük huzurevine sığındım. İstedim ki bir insan beni Gülizar Hanım olduğum için değil, sadece bir insan olduğum için sevsin. Kimseye güvenim kalmamıştı. Ta ki sen o kapıdan içeri girene kadar.
Reklamlar