Mezarlıktan Ayrılıp Kiralık Küçük Evime Döndüğümde...

Mesain bittiğinde bile evine gitmeyip yanıma oturduğun o akşamları hiç unutmadım. Bana çay getirirken gözlerindeki o samimiyeti, diğer yaşlılara gösterdiğin sabrı, bana anlattığın kendi dertlerini… Sen bana kaybettiğim oğlumun asla vermediği o saf sevgiyi ve saygıyı verdin.

Senden benimle evlenmeni istedim; çünkü bu ülkenin kanunlarına göre tek mirasçım, son nefesimde yanımda olan resmi eşim olabilirdi.

Oğlumun vefasızlığına karşı, senin o karşılıksız merhametini ödüllendirmek istedim. Ama en önemlisi, giderken bu dünyada gerçekten bir ailem olduğunu bilerek huzurla ölmek istedim.”

Mektubu okurken gözyaşlarım kâğıdın üzerine damladı. Gülizar Teyze’nin neşeli yüzünün ardında yatan o derin kederi, neden kimseyi yanına yaklaştırmadığını ve o çantayı neden canı pahasına koruduğunu şimdi anlıyordum. Çanta, onun geçmişinden geriye kalan tek şerefli sığınaktı.

Mektubun devamında avukat Selim Bey’in iletişim bilgileri ve resmi bir vasiyetnamenin noter kopyası yer alıyordu. Şehir merkezindeki iki büyük iş hanı, sahil kasabasında geniş bir zeytinlik ve bankalardaki yüklü nakit varlığı tamamen bana bırakılmıştı. Ancak mektubun son paragrafı, hikâyenin asıl düğümünü çözüyordu.
Reklamlar