O zamanlar ben sadece 19 yaşındaydım

İki yıl önceki geceyi hâlâ gözlerim kapalı hatırlıyorum: yağmur, çarpmanın sesi, sonra anlamsız bir sessizlik. O günden beri elimde kalan tek gerçek, küçük kardeşim Ela'ydı. Henüz üç yaşındaydı; ben ise on dokuzumda bir gençtim. Ailemiz kırılınca yanımıza kimse kalmadı. Uzun süren resmi işlemler, boşanmış akraba arayışları, savcıların kağıtları derken vasiliği almak zorunda kaldım. Bunu kabullenmek kolay değildi ama onun yüzündeki güven o kadar büyüktü ki vazgeçmek mümkün değildi.

Günlerimi iki işe bölüyordum: sabahları üniversite, öğleden sonraları küçük kafede garsonluk. Akşamları ise okul ödevleri ve Ela. Kira, faturalar, yemek parası… her kuruşun hesabını yapıyordum. Ela'nın en mutlu olduğu şeylerse çok basitti: parkta dönme dolap, minik bisikleti, ve elbette pembe bir elbise. Mezuniyet günü için bir elbise hayali onu heyecanlandırıyordu. Paraya harcama imkânım yoktu; yine de ona o anı yaşatmak için karar verdim. Komşunun verdiği birkaç dikiş tüyosu, geceleri izlediğim videolar ve sabahlara kadar süren iğne iplikle geçirdim haftaları.
Reklamlar