Ertesi sabah, gece boyunca düşünerek karar verdim: bankaya gitmem gerekiyordu. Yanımda Ela'yı bırakmak istemedim fakat koruyucu aileler ve resmi kurumlar konuşulurken hemen adım atmamak da tehlikeli olabilirdi. Komşu Ayşe teyzeyi aradım; Ela'yı bir saatliğine bakması için ikna ettim. Bankaya giderken içimde bir düğüm büyüdü. Küçük şubeye vardığımda görevli beni tanıdı ve kutu numarasını söyleyince küçük metal anahtarı uzattım. Kutu soğuktu; içine baktığımda eski bir dosya, bir fotoğraf ve bir kağıt parçası çıktı. Fotoğrafta annem ile elinde küçük bir bebek vardı; fotoğrafın arkasında bir tarih ve bir isim daha yazılıydı. Kağıtta ise kısa notlar, bir hastane kaydı ve bir adres vardı. Adres, bizim bildiğimiz mahalleden farklıydı: başka bir şehirdeki küçük bir klinik.
Bu belgeler açıkça şunu gösteriyordu: Ela'nın geçmişiyle ilgili hakikat, anne babamın sakladıklarından çok daha fazlasını içeriyordu. Bir zamanlar annemin tanıdığı, kardeşimizin doğduğu klinikte çalışan bir kadının adı, birkaç mahkeme kaydı, ve eski bir soyadı... Bu bilgiler birini hedef haline getirebilirdi. Hâlâ ne yapmam gerektiğini tam bilmiyordum ki dışarıda bir adım sesi duydum. Banka koridorunda bırakmam gereken o ani tedirginlik, arkamda biri olduğunu hissettiriyordu. Geri döndüğümde kimse yoktu ama cep telefonuma bir mesaj geldi: "Bırakın onu; daha fazlasını bilmeniz fena olur." Mesaj sessizce titredi. Gönderen bilinmiyordu.
Kalbim duracakmış gibiydi. Eve dönerken gözüm sürekli arabalara takılıyor, her aynaya bakıyor, gölgelerde bir yüz arıyordum. O gece Ayşe teyze Ela'yı getirdiğinde bana baktı; gözlerinde soru vardı ama ben sadece sarıldım ve hiçbir şey söylemeden onu yatağına yatırdım. Korkunun, çaresizliğin ama aynı zamanda koruyucu bir kararlılığın birbirine karıştığı bir gece geçirdik. Ertesi gün polise gitmeli miydim? Avukata mı başvurmalıydım? Annemin mektubunda yazdığı gibi, güvenilecek tek kişiyi aramak aklıma geldi fakat mektubun kesin talimatı, önce her şeyi tamamen okumaktı. Bunu yaptım ve şimdi gerçeğin ağırlığı omuzlarıma çökmüştü: bizi arayanlar vardı ve ben yalnızca bir gencim; ama birinin amacı Ela'yı elimizden almaksa onlara kolay bir hedef vermeyecektim.
Reklam
3. Bölüm — Sonuç
Ertesi sabah kararımı verdim: önce bir avukata gitmek, sonra polise değil, güvendiğim birine göstermek. Uzun süre düşününce yalnızca bir isim geçti aklımdan: öğretim görevlisi Murat Bey—babamın eski arkadaşı ve ailemize uzun zamandır güvendiğimiz biriydi. Onu aradım, durumu özetledim ve buluşmak istediğimi söyledim. Öğlen saatinde küçük bir çay bahçesinde buluştuk. Murat Bey’in yüzü mektubu ve belgeleri incelerken sertleşti. "Bunlar ciddi şeyler, Can," dedi. "Aileniz göz önünde olmayan bir şeyi korumuş. Sana tavsiyem, önce resmi koruma istemek, ardından şehir dışına götürmeyi düşünmek." Ancak polise gitmeden önce başka bir adım daha önerdi: belgelerin bir kopyasını güvenli bir adrese göndermek ve sızma riskini azaltmak.
Bunun üzerine bir plan yaptık. Murat Bey, eski meslek bağlantıları sayesinde güvenli bir danışmanla temasa geçti. Ben gece boyunca yedek belgeler hazırladım, Ela için çantayı hazırladım ve en kötü ihtimali göz önünde bulundurarak evin önemli eşyalarını sakladım. Aynı zamanda bankadaki kutudan aldığım belgelerin bir kopyasını dijital ortama aktarıp, iki farklı güvenli e-postaya yükledik. İşin en zorlu kısmı, Ela'yı bu belirsizliğin içine sokmamak için sakin kalmaktı. Ona her zaman olduğu gibi masallar okudum, gülümsemeye çalıştım, elbisesini bir sonraki özel güne saklamayı önerdim.
Bir hafta içinde yaşadığımız sessiz tehditler somutlaştı: evimizin bulunduğu sokakta tanıdık olmayan araçlar görülmeye başlandı, uzaktan gelen telefon numaraları bir bir silikleşiyordu. Ama belgeleri, Murat Bey'in bağlantıları sayesinde emniyete ulaştırdık; savcılık ve ilgili birimler duruma el koydu. Araştırma derinleştikçe ortaya çıkan gerçek, tahmin ettiğimiz gibi tekdüze bir aile sırrı değildi: ailemizin koruduğu kişi, geçmişte önemli bir tanıklık yapmış ve bunun bedelini ödemiş bir eski çalışanmış. O kişiyle bağlantılı olanlar, hâlâ bazı hesapları temizlemek istiyordu.