O zamanlar ben sadece 19 yaşındaydım


Günler zor geçti ama bir sabah polis tarafından arandık: takibin kaynağı tespit edilmiş ve birkaç kişiye yönelik soruşturma başlatılmıştı. Bu, her şeyi bir anda sona erdirmiyordu; tehlike tamamen gitmiş değildi ama üzerimizdeki gölge hafiflemişti. Ela'ya her şeyi olduğu gibi anlatmadım; onun dünyası çocuk olmalıydı. Ona sadece annesinin elbisesine, bizim artık daha güvende olduğumuza dair küçük öyküler anlattım. İçimde her zaman bir alarma benzer bir ses vardı ama artık yalnız değildim; toplumun bazı güvenlik ağları aramıza girmişti.

Aylar sonra, bir gece Ela yatağa yattığında bana sarıldı ve "Can, hep bizimle kalacak mısın?" diye sordu. Gözlerimi onun gözlerine dikerek, kalbimin en doğru köşesinden cevap verdim: "Her zaman." Mezar taşlarına gidip annemin mektubunu düşündüğümde, onların yaptıkları fedakârlığın büyüklüğünü daha iyi anladım. Bize bıraktıkları anahtar sadece bir metal parçası değildi; güven, sorumluluk ve birinin hayatını bağışlama yükünü simgeliyordu. Gelecek hâlâ belirsizdi ama artık o belirsizliği paylaşacak bir avuç insan vardı. Ela'nın gülüşünü korumak için savaşmayı öğrenmiştim. Ve mektubun bana öğrettiği son şey, sırların insanları yalnızlaştırdığı; paylaşılması gerekenleri ise doğru ellerle, doğru zamanda paylaşmak gerektiğiydi. Gölgeler arkamızda durmaya devam edebilir, ama artık onların gölgesini tanıyorduk ve ışığı büyütmek elimizdeydi.
Reklamlar