Üvey annemin bakımevi için her ay 80 bin lira ödüyordum

O çantayı karıştırmaya nasıl cüret edersin?” dedi, sesi daha önce hiç duymadığım kadar tıslar gibi ve tehditkardı.

Elimdeki mektubu havaya kaldırdım. Dudaklarım titriyordu ama sesimdeki öfke her şeyden daha baskındı. “Bütün bunlar ne Cavidan? Tarık kim? Benim her ay çalışmaktan perişan halde sana getirdiğim o paraları, babamın mirasını bu cezaevindeki adama mı yediriyorsun? Bana yıllarca annelik masalı anlattın, hepsi bu sinsi plan için miydi?”

Cavidan zerre kadar utanmadı. Koltuğa doğru yürüdü ve alaycı bir şekilde güldü. “Sana sekiz yaşından beri ben baktım Aylin. Altını ben temizledim, yemeğini ben yaptım, o babanın kahrını ben çektim! Benim öz oğlum gençliğini o dört duvar arasında çürütürken, sen dışarıda rahatça geziyordun. Elbette bana olan borcunu ödeyecektin! Ben sadece hakkım olanı, bana borçlu olduğunuzu aldım.”

Yıllarca uğruna saçımı süpürge ettiğim kadının karşımda söylediği bu acımasız sözler, kalbimdeki son merhamet kırıntısını da yok etti. Demek ben onun için sadece sağmal bir inek, hayatını kolaylaştıracak bir araçtım.

Hiçbir şey söylemedim. Bağırmadım, çağırmadım, ağlamadım. Metal kasayı, içindeki dekontları ve mektupları çantama koydum.
Reklamlar