Kaşlarının şekli.
Gülerken yanağında oluşan küçük çukur.
Cem’in çocukluk fotoğraflarında gördüğüm ifadeye ürkütücü derecede benziyordu.
“Yani…” dedim.
Derya başını salladı.
“Gökçe, İdil’in kuzeni.”
İdil’in yüzünden yaşlar süzüldü.
Gökçe peruğunu iki eliyle tuttu.
“Ben bilmiyordum,” dedi.
Ben de bilmiyordum.
Ama hikâye bununla bitmiyordu.
Doktor Barış dosyanın son bölümünü açtı.
“Cem Bey ölümünden önce bir bağış hesabı oluşturmuş. Kendi birikimlerinden bir miktar parayı Gökçe’nin tedavisi için ayırmış.”
Şaşkınlıktan konuşamadım.
“Ne kadar?”
Doktor rakamı söylediğinde gözlerim büyüdü.
Cem, yıllardır emeklilik için biriktirdiğimiz paranın önemli bir kısmını bu hesaba aktarmıştı.
İlk anda içimde öfke yükseldi.
Bana söylemeden.
Kızımızın geleceğini düşünmeden.
Sonra mektubun son paragrafını okudum.
“Sevil, bunu okuduğunda bana kızabilirsin. Haklısın. Ama Gökçe’nin annesi benim kardeşim. O çocuk da bizim ailemiz. Ben İdil’e bıraktığım en büyük şeyin para olmasını istemiyorum. Ona bırakmak istediğim şey, bir insanı kurtarmaya çalışmanın değeridir.”
Gözlerimi kapattım.
İdil’in saçlarını düşündüm.
Kızım babasının bu mektubundan habersizken bile aynı şeyi yapmıştı.