eki ya gözyaşlarıyla suladığım o küçük tabutun içinde ne vardı?
"Bu imkansız," diyerek sandalyeden ayağa fırladım. Oksijen ciğerlerime yetmiyordu. "Ben kızımı kendi ellerimle toprağa verdim Merve! Hastane... Doktorlar bana onun öldüğünü söyledi! Bu test yanlış olmalı! Başka bir açıklaması olmalı!"
Merve yerinden kalkıp boynuma sarıldı. İkimiz de mutfağın ortasında hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk. "Yanlış değil," diye fısıldadı saçlarımı okşarken. "Bunu öğrendikten hemen sonra özel bir dedektif tuttuk Kaan'la. O gece senin ameliyatında görevli olan doktorlardan biri, yasadışı bir evlat edindirme çetesiyle çalışıyormuş. Senin gibi travma geçiren, acil durumdaki yalnız ve çaresiz annelerin sağlıklı doğan bebeklerini 'öldü' gösterip, yüksek meblağlar karşılığında sahte belgelerle kurumlara ve zengin ailelere satıyorlarmış. Elif... senin o karanlık gecede kaybettiğini sandığın mucizen."
Gözyaşlarım yanaklarımı yakarak akarken yavaşça mutfağın kapısına doğru adımladım. Aralıktan içeri, salona doğru baktım. Elif, yumuşak halının üzerine bağdaş kurmuş, elindeki boya kalemleriyle resim defterine bir şeyler çiziyordu. Öğleden sonranın güneşi kumral saçlarına vuruyor, ona altından bir hale takıyordu. Kocaman mavi gözlerini kırpıştırarak televizyona baktı bir an.
O gözler... Aynaya her baktığımda gördüğüm, kendi gözlerimdi. Nasıl görememiştim bunca zaman? Nasıl hissedememiştim? Onun o utangaç tavırları, heyecanlandığında dudağının kenarında oluşan o minik kıvrım... O, bendim. Benim etimden, kanımdan bir parçaydı.
Yıllardır içimde taşıdığım, zamanın asla iyileştiremediği o devasa boşluk, şimdi salonun ortasında pembe kalemiyle resim yapan bu küçük kıza aitti.
"Ben şimdi ne yapacağım?" diye fısıldadım, gözlerimi ondan bir saniye bile ayıramadan. "Sen... Sen onu evlat edindin Merve. O senin kızın oldu. Ona bir anne oldun."