“Fakir bir adamla evlenen kadın, ömür boyu acıya razı olur.
Onu sevmen gerekmez, yeter ki seni rahat ettirebilsin.”
Bunun abartı olduğunu sanıyordum…
Ta ki beni tekerlekli sandalyedeki bir adamla evlendirdiği güne kadar.
Onun adı Ethem’i
İstanbul’un en zengin ailelerinden birinin tek oğluydu.
Beş yıl önce geçirdiği korkunç bir trafik kazası yüzünden belden aşağısı felç kalmıştı.
Herkes ondan aynı şekilde bahsediyordu:
Soğuk, mesafeli, sert…
Kazadan sonra hiçbir kadına yaklaşmamıştı.
Ama babamın ölümünden sonra geriye kalan borçlar boyumuzu aşınca, annem bir gece ağlayarak odama geldi.
“Lale… Ethem’le evlenirsen tüm borçlar silinecek.
Evlenmezsen… her şeyimizi kaybederiz.”
Kabul ettim.
Düğün ihtişamlıydı ama ruhsuzdu.
Kameralara gülümsedim, içimdeki teslimiyeti kimse görmesin diye.
Ethem tören boyunca tekerlekli sandalyesinde sessizce oturdu.
Yakışıklıydı… ama bakışları mermer kadar soğuktu.
O gece, odada yalnız kaldık.
Ethem pencerenin önündeydi. Şehir ışıkları yüz hatlarını keskinleştiriyordu.
“Yatağa geçmene yardım edeyim,” diye fısıldadım.
Bana döndü.
Gözlerimin içine baktı.