Ethem de gördü. Bakışları sertleşti. “Açma,” dedi hemen.
“Niye?” dedim. “Ne saklıyorsun?”
Ethem’in sesi bir anda karardı. “Çünkü annen sadece borç meselesi için gelmedi.”
Parmaklarım dondu. “Ne demek istiyorsun?”
Ethem, sanki içine gömülü bir yarayı sökecekmiş gibi, kelimeleri tek tek çıkardı:
“Annen… bu evliliği yaparken bir şart daha koydu. Ve ben… o şartı kabul etmedim.”
Boğazım düğümlendi. “Hangi şart?”
Ethem gözlerini benden kaçırdı. “Bunu öğrenmek istiyorsan… annenin aramasını cevapla. Ama şunu bil: O sana anlattığı kadından daha fazlası. Ve bu gece… sadece benim sırrım açığa çıkmadı.”
Telefon titremeye devam ediyordu.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
Bir yandan yıllardır annemin kurduğu düzen…
Bir yandan Ethem’in sakladığı gerçek…
Ve ikisinin ortasında, ilk kez “kendi” gibi hissetmeye çalışan ben.
Derin bir nefes aldım.
Parmağımı ekrana koydum.
Aramayı açtım.
“Lale,” dedi annem, sesi her zamanki kadar sakin. “Odaya geçtiğin anda iş tamamlandı mı?”
“Ne işi?” dedim, dudaklarım titreyerek.
Annem bir an sustu. Sonra, sanki çok normal bir şey söylüyormuş gibi konuştu:
“Ethem’in kasasına konan belgeyi aldın mı?
Almadıysan… bu gece çıkman gerekiyor. Çünkü sabaha kalırsan… seni kurtaramam.”
O an anladım.
Bu evlilik borç için değildi sadece.
Ben, annemin oyununda bir gelin değil…
bir anahtartım.
Ethem’in bakışları, karanlığın içinden bana saplandı.
“Şimdi anladın mı?” der gibiydi.
Ve ben, telefon kulağımdayken, ilk kez anneme karşı içimde bir güç buldum.
“Anne,” dedim, sesim beklediğimden daha net çıktı. “Ben kimsenin anahtarı değilim.”
Aramayı kapattım.
Ethem’in yanına döndüm. O an, ikimizin de kaderi aynı odada kilitlenmişti:
Onun sakladığı bedenin gerçeği…
Benim sakladığım cesaretim…
Ve dışarıda bizi bekleyen, sabaha kadar büyüyecek bir fırtına.
“Şimdi ne olacak?” diye sordum.
Ethem, sandalyesinin frenini bıraktı ve ilk kez, yavaşça bana doğru ilerledi.
“Şimdi,” dedi, “ya birlikte susacağız… ya da birlikte savaşacağız.”
Ben gözlerimi kırpmadan ona baktım.
“Susmak,” dedim, “beni bugüne getirdi.”
Sonra, gelinliğimin eteğini toparladım. Kapıya doğru yürüdüm.
Ama çıkmak için değil.
Kapıyı kilitlemek için.