Ama bir anlık dengesizlik her şeyi altüst etti

“Gerek yok,” dedi. “Kendim yaparım.”
Ama hareket etmeye çalıştığı anda sandalye devrildi.
Refleksle onu tutmaya çalıştım.
“Dikkat et!”
Bir saniye sonra…
İkimiz de yerdeydik.
Eli, elimdeydi.
Yüzü yüzüme çok yakındı.
Ve sonra…
Hissettim.
Olmaması gereken bir şeyi.
Mümkün olmaması gereken bir şeyi…
Eli elimdeyken, avuç içimde garip bir sıcaklık yayıldı. Sadece tenin sıcaklığı değildi bu… Kasların altında, derinde bir yerlerde ani bir kasılma hissettim. Parmaklarım refleksle onun bileğine kaydı; nabzı hızlanmıştı. Ama asıl beni donduran şey, elim dizine kaydığında oldu.
Dizinin üstündeki kumaşın altında…
Bir titreme.
Çok hafif, çok kısa… ama tartışmasız gerçekti.
Nefesimi tuttum.
“Sen…” dedim, sesim boğazımda kırıldı. “Az önce…?”
Ethem’in yüzünde bir anlık ifade belirdi. Soğuk mermer çatlamış gibiydi. Gözleri, sanki bir şeyin yakalanmasından korkan bir adamın gözleri gibi, bir an karanlıkla doldu. Sonra çenesini sıktı.
“Hayır,” dedi hızlıca. “Böyle şeyler olur. Refleks.”
Ama ben biliyordum. Çünkü “refleks” dediği şey, benim avucumun içinde bir cevap vermişti. Normalde olması imkânsız olan bir cevap.
İkimiz hâlâ yerdeydik. Halının üstünde, düğün geceme yakışmayacak kadar sıradan, fazlasıyla gerçek bir sahne… Üzerimde ağır gelinliğin eteği. Boynumda takıların gerginliği. Üstümüzde otel odasının sarı ışığı. Ve aramızda, konuşulmayan bir sır gibi, o titreme.
Ethem, gözlerini benden kaçırmadan yavaşça kolunu çekti. Sonra, sanki hiçbir şey olmamış gibi, tekerlekli sandalyesine uzandı. Sandalyeyi devirdiğimiz için yan yatmıştı; tek hamlede düzeltip kendine doğru çekti
Reklamlar