Mert, yatağımın kenarına iyice sokulmuş, Melek Hanım'ın bacağı hizasında duruyordu. Küçücük elleriyle çarşafımı sıkıca kavramıştı. Melek Hanım elini şefkatle Mert'in saçlarına götürdü.
"Ayrıca," diye devam etti Melek Hanım, sesindeki soğukkanlılığı bir an bile bozmadan, "benim müvekkilimin bilincinin kapalı olması, senin bu evrakları zorla veya sahte imzayla yürürlüğe koyabileceğini göstermez. Kazadan tam iki hafta önce ofisime geldi. Bütün vasiyetini ve şirket vekaletlerini değiştirdi. Eğer ona bir şey olursa, tüm mal varlığı Mert 25 yaşına gelene kadar dondurulacak ve özel bir fona aktarılacak. Sana tek bir kuruş bile kalmıyor Hakan. Tek bir kuruş."
Hakan'ın dizlerinin bağı çözülür gibi oldu. Duvara yaslanarak ayakta kalmaya çalıştı. O sırada Aylin, o güne kadar tanıdığım en iğrenç yüz ifadesiyle, sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi Hakan'dan bir adım uzaklaştı.
"Aman Tanrım..." diyerek sahte bir şaşkınlık nidaları atmaya başladı Aylin. "Hakan, sen... Sen kardeşime ne yaptın? İnanamıyorum! Bana sadece finansal sorunlarınız olduğunu, boşanma arifesinde olduğunuzu söylemiştin! Bana yalan söyledin!"
Ablamın bu anlık manevrası, midemi bulandırdı. Dakikalar önce benim ölümümü bekleyip, Mert'i yurt dışına kaçırma planları yapan o değilmiş gibi, anında gemiyi terk ediyordu.