Ona sarıldım.
'Ben de korkuyorum.'
Bu kez konuyu değiştirmedi. Uzun uzun konuştuk.
İki ay sonra yapılan kontrolde doktor, bulguların gerilemeye başladığını söyledi. Takip devam edecekti ama tedavi gerektiren ciddi bir kötüleşme görülmüyordu.
O akşam Nehir'i kucağımıza alıp salonda fotoğraf çektirdik.
Rüzgar sağımda durmuş, kızımızı iki koluyla tutuyordu. Ben ona yaslanmıştım. Üçümüz de kameraya gülümsüyorduk.
Fotoğrafı çektikten sonra Rüzgar kulağıma eğildi.
'Bir daha korktuğumda kaçmayacağım.' dedi.
Ben de elini sıktım.
'Ben de seni dinlemeden en kötüsüne inanmayacağım.'
O gece Nehir'in odasının kapısında bir süre durdum. Rüzgar kızımıza ninni söylüyordu. Beni görünce sustu, sonra gülümseyip elini uzattı.
Yanına oturdum.
Bir zamanlar o kapının arkasında duyduğum sözler evliliğimizin sonu olacak sanmıştım.
Oysa öğrendiğim gerçek şuydu: Bir aileyi ayakta tutan, hiç korkmamak değildi. Korktuğunda bile birbirinin yanında kalabilmekti.