Bir DNA testi yüzünden

Ona bakakaldım. "Az önce ne dedin sen?" Bu daha kötüydü. Dış kapıyı işaret etti. "Defol git."

Annem hâlâ yüzüme bakmıyordu. Mert’in midesi bulanmış gibiydi. Ada ağlamaya başladı. "Birisi neler olduğunu açıklayabilir mi?" dedim. Babam bağırdı: "DIŞARI!"

Annem çok kısık bir sesle, "Lütfen git," dedi. Beni yanına çekip elime eski bir fotoğraf tutuşturdu.

Bu daha kötüydü. "Hayır" demek yoktu. "Sakin ol" demek yoktu. Sadece "git" vardı.

Anahtarlarımı bile zor tutacak kadar şiddetli titreyerek kapıya doğru geri geri gittim. Tam dışarı adım atmıştım ki Güzin Babaannem bileğimi yakaladı. Beni kendine doğru çekip avucuma eski bir fotoğraf bastırdı.

"Gece yarısı," diye fısıldadı, "arkadaki adrese git." "Babaanne, neler oluyor?" "Sakın önce buraya geri gelme. Beni duyuyor musun?" Gözleri vahşi bakıyordu. "Git."

Saatlerce arabayla dolaştım. Bir bakkalın arkasına park edip kustum. Babamın sesi kulağımda çınlıyordu: Sen aslında hiç var olmamalıydın.

Saat 23:50'de adrese gittim. Babaannemin avucuma tutuşturduğu anahtar yan kapıyı açtı. İçerisi toz, yağ ve eski odun kokuyordu.

Sandığı açtım. İçeride bir sandalye, prize bağlı bir çalışma lambası, küçük bir masa ve eski bir kasetçalar vardı. Üzerinde bir not duruyordu:

BUNU YALNIZ DİNLE. SONRA METİN’E GİT.

Oynat tuşuna basmadan önce bir dakika boyunca ona baktım. Ağzım kurudu. Parazit sesleri geldi. Sonra babaannemin sesi duyuldu. Daha genç. Kararlı. Korkmuş.

"Eğer bunu duyuyorsan, yalan bozulmuş demektir."

"Beni dikkatle dinle. Hale seni doğurmadı. Ada ve Mert’e senin kardeşleri olduğun söylendi çünkü seni bu ailenin içinde tutmanın ve yasal yolların dışında kalmanı sağlamanın tek yolu buydu."
Reklamlar