"Yani beni Hale’ye verdin." "Seni hâlâ izleyebileceğim bir yere koydum." "Hale kabul etti mi?" Gözleri doldu. "Evet." "Ya babam?" Başını çevirdi. "Beni evden kovdu," dedim. "Biliyorum." "Hiç var olmamalıydın dedi." "Hak iddiasını kastediyordu. Savaşı. Tehlikeyi." "Ben bir hak iddiası değilim," dedim. "Ben bir insanım." O zaman ağladı. "Biliyorum."
Ayağa kalktım. "Oraya geri gidiyorum." "Yalnız gitme." "Yönetilmekten bıktım."
O öğleden sonra ailemin evine girdiğimde herkes oradaydı. Annem, babam, Ada, Mert. Ada hiç uyumamış gibi görünüyordu.
Babam önce ayağa kalktı. "Burada olmamalısın." Dosyayı masaya bıraktım. "Görünüşe göre burada farklı bir isimle olmalıymışım." Ada fısıldadı: "Aman Allah'ım."
Babam dosyaya uzandı. Onu geri çektim. Mert, "Neler oluyor?" dedi. Ona baktım. "Gerçekten bilmiyor muydunuz?" Başını salladı. Ada da öyle.
Bu mantıklıydı. Onlar yıllar sonra doğmuştu. Bizim evde Gül’den neredeyse hiç bahsedilmezdi. Ne zaman adı geçse babam konuyu kapatır, annem konuyu değiştirirdi.
"Bunu yapmamalıydın," dedi babam. "Hayır." Çenesi gerildi. "Bunun neyi başlatacağı hakkında hiçbir fikrin yok." Annem sonunda konuştu. "Lütfen otur." Ona baktım. "Bana hiç söylemeyi planladınız mı?" Ağlamaya başladı. "İstemiştim." "Ama söylemedin."
Babam araya girdi. "Çünkü senin bildiğin an, başkaları da bilebilirdi."
"DNA sitesi annemin gerçek annem olmadığını, Ada’nın kuzenim olduğunu ve Gül’ün soyundan geldiğimi gösterdi," dedim. "Bu yüzden panikledin. Çünkü miras kayıtlarındaki ölü çocuk, ölü olmaktan çıktı."
Mert babama dik dik baktı. "Ne mirası?" Babam onu görmezden geldi.