Büyükbabam, 57 yıl boyunca her cumartesi

“Kim olduğunuzu biliyorum,” dedi yumuşak bir sesle.
“Sizi bekliyordum. Kemal’in ne sakladığını bilmeniz gerekiyor.”

Babaannem elini göğsüne, tam da evlilik yüzüğünün üzerine koydu.

“Ne diyorsun sen?” diye sordu.

Ve o an…
Bildiklerini sandığımız her şey değişmek üzereydi.

Elimi babaannemin omzuna koydum. Parmaklarımın altında titrediğini hissediyordum ama geri adım atmadı. Kapıdaki kadın kenara çekildi.

“Lütfen,” dedi. “İçeri gelin.”

Evin içi şaşırtıcı derecede sade ama düzenliydi. Duvarlarda eski fotoğraflar, raflarda solmuş çerçeveler vardı. Babaannemin gözü bir fotoğrafa takıldı. Dedem Kemal… ama daha gençti. Yanında bu kadın vardı. İkisi de gülümsüyordu.

Babaannemin nefesi kesildi.

“Bu… ne demek oluyor?” diye sordu, sesi ilk kez gerçekten çatladı.

Kadın derin bir nefes aldı. “Adım Leyla,” dedi. “Ve Kemal… hayatımda tanıdığım en zor, en iyi insandı.”

Babaannem sandalyeye oturdu. Ben de yanına çömeldim. Odadaki hava ağırlaştı, sanki yılların sessizliği tek bir ana sıkışmıştı.

“Gençken,” diye başladı Leyla, “Kemal’le aynı mahallede büyüdük. İlk aşkımdı. Birlikte kaçmayı bile planladık. Ama sonra… bir hata yaptım.”

Sesi titredi.

“Başka biriyle evlendim. Mantıkla. Güvenle. Ailem istedi diye. Kemal’e bir mektup bile yazamadım. Onu terk ettim.”

Babaannem gözlerini kapadı. Yüzünde öfke yoktu. Sadece derin bir acı.

“Yıllar sonra,” diye devam etti Leyla, “eşim öldü. Ben de gerçeği söyledim. Kemal’e gittim. Onu tekrar görmek istedim. Ama o artık evliydi. Seninle.”

Babaannem başını kaldırdı. “Peki neden buradayız?” dedi. “Bunu bilmem neyi değiştiriyor?”
Reklamlar