Büyükbabam, 57 yıl boyunca her cumartesi

Leyla ayağa kalktı, bir çekmeceyi açtı ve kalın bir dosya çıkardı.

“Çünkü Kemal sana sadece geçmişini değil… yaptığını da anlatmak istedi.”

Dosyadan bir sürü mektup çıktı. Hepsi dedemin el yazısıyla yazılmıştı.

“Benim çocuğum oldu,” dedi Leyla fısıltıyla. “Kemal’den.”

O an zaman durdu.

Babaannem donup kaldı. Ben kalbimin atışını kulaklarımda hissediyordum.

“Hamile olduğumu ona hiç söylemedim,” dedi Leyla. “Yıllar sonra öğrendi. O gün… her şey değişti.”

Babaannem ellerini dizlerine bastırdı. “Devam et,” dedi. “Lütfen.”

“Çocuğu gördü,” dedi Leyla. “Ama ortaya çıkamazdı. Senin hayatını yıkamazdı. Bu yüzden gizlice destek oldu. Okul masrafları, sağlık… Her şey.”

“Ve çiçekler?” diye fısıldadı babaannem.

Leyla ağladı. “Her cumartesi buraya da gelirdi. Aynı çiçeklerden alırdı. ‘Bu benim kefaretim,’ derdi. ‘İki hayatı da onaramam ama sevgimi eksik etmem.’”

O an anladım. Çiçekler bir alışkanlık değil, bir sözleşmeydi. Sadakatin değil… sorumluluğun sembolüydü.

“Beni neden şimdi çağırdı?” dedi babaannem.

Leyla dosyadan son bir zarf çıkardı. Üzerinde yine aynı el yazısı vardı: Emine.

“Bunu yalnız okumanı istedi,” dedi.

Ben dışarı çıktım. Bahçede rüzgâr yaprakları savuruyordu. Dakikalar saat gibi geçti.

Kapı açıldığında babaannemin gözleri kıpkırmızıydı ama yüzü garip bir şekilde sakindi.

“Gidelim,” dedi.
Reklamlar