Çok hızlı hareket edersem kaybolacakmış gibi buketi tutarak orada donup kaldım. Mektubu sesi titreyerek yüksek sesle okudu: “Bunu sana daha önce söylemediğim için özür dilerim hayatım. Ömrümün büyük bir kısmında senden sakladığım bir şey var ama gerçeği bilmeyi hak ediyorsun. Acilen bu adrese gitmen gerekiyor…” Anneannem mektubun altındaki adrese bakakaldı. “Sence ne olabilir?” diye sordum. “Bilmiyorum,” diye fısıldadı. Sonra yüzü asıldı. “Tanrım Gaye. Ya… ya hayatında başka biri vardıysa?” “Anneanne, hayır. Dedem asla öyle bir şey yapmazdı…” “Ama neden benden bir şey saklasın ki?” Sesi panikle yükseldi. “‘Ömrümün büyük bir kısmında’ demiş. Bu ne demek?” Anneannem mektubun altındaki adrese bakakaldı. Ellerini tuttum. “Bunu birlikte çözeceğiz. Ne olursa olsun.” “Ya öğrenmek istemiyorsam?” dedi, gözyaşları yanaklarından süzülürken. “Ya her şey mahvolursa?” “Mahvolmaz. Dedem seni seviyordu. Bunu biliyorsun.” Ama ben bunu söylerken bile zihnime bir şüphe tohumu düşmüştü. Sessizlik içinde arabayı sürdük. Anneannem dizlerinin üzerindeki mektuba sarılmıştı, elleri endişeden kaskatı kesilmişti. Göz ucuyla ona bakıyor, çenesini sıkıp bırakmasını izliyordum. “Belki de geri dönmeliyiz,” dedi aniden. “Belki de bilmeme gerek yoktur.” “Ya her şey mahvolursa?” “Anneanne…” “Ya başka bir ailesi vardıysa Gaye? Ya çiçek almaya gittiğini söylediği o cumartesilerde aslında başka bir yerdeyse?”