“Ben yanlış mı yapıyorum?”
“Biraz daha yavaş.”
“Böyle mi?”
“Hayır, başını biraz daha yukarıda tut.”
Birkaç dakika sonra bebek sakinleşti.
Tolga’nın yüzünde tuhaf bir ifade belirdi. Sanki ilk kez gerçekten baba olmuş gibiydi.
“Çok küçük,” diye fısıldadı.
“Evet.”
“Bunu nasıl tek başına yaptın?”“Yapmak zorundaydım.”
O gece Tolga ilk kez üç bebeğimizin yanından ayrılmadı.
Ben ise başka odada tek başıma oturdum.
Çünkü içimdeki kırgınlık, onun birkaç saatlik çabasıyla yok olacak kadar küçük değildi.
Ertesi sabah uyandığımda mutfaktan garip sesler geliyordu. Tolga kahvaltı hazırlamaya çalışıyordu. Bir yandan telefonuyla sürekli bir şeylere bakıyor, bir yandan da bebeklerin ne zaman besleneceğini öğrenmeye çalışıyordu.
Bana yaklaşarak çekinerek sordu:
“Bugün ne yapmam gerekiyor?”
“Artık bunları benim söylemem gerekmiyor.”
“Biliyorum.”
“Gerçekten biliyor musun?”
Başını salladı.
“Bundan sonra öğrenmek istiyorum.”
O an onun yüzündeki ifadede ilk kez pişmanlık gördüm.
Ama yine de kalbim hemen yumuşamadı.
Sonraki haftalar kolay olmadı.
Tolga gerçekten kalmaya çalıştı. Gece nöbetlerine yardım etti, bez değiştirmeyi öğrendi, mama hazırladı, çocuk doktorunun randevularını takip etmeye başladı. İlk başlarda her şeyi bana soruyordu. Sonra yavaş yavaş kendi başına yapmaya başladı.