Doğum sancıları sırasında eşim Tolga

Ama ben mesafemi korudum.

Çünkü sevgi sadece sözlerle değil, zamanla ve davranışlarla yeniden kurulabilirdi.

Bir akşam üçüzleri uyuttuktan sonra mutfakta otururken Tolga karşıma geçti.

“Sana bir şey söylemem gerekiyor.”

“Dinliyorum.”

“Benim korktuğum şey çocuklar değildi.”

Şaşırdım.

“Ne?”

“Baba olmak.”

Sessiz kaldı.

“Ben kendi babam gibi olmaktan korktum.”

Bu cümle beni hazırlıksız yakaladı.

Tolga yıllar boyunca babasından neredeyse hiç bahsetmemişti.

“Çocukluğum boyunca babamın hiçbir şeyi doğru yapamadığını gördüm. Her sorun çıktığında evden giderdi. Bazen günlerce dönmezdi. Annem her şeyi tek başına yapardı.”

Gözlerini yere indirdi.

“Sen doğum yaparken bağırdığında… Bir anda kendimi o evde hissettim. Panikledim. Sonra çocuklar doğunca aynı şeylerin benim başıma geleceğini düşündüm. Korktum.”

“Bu yaptıklarını haklı çıkarmaz.”

“Çıkarmıyor.”

İlk kez bana itiraz etmeden bunu kabul etti.

“Ben kaçtım. Sonra tatildeyken kendimi rahat hissettim ve daha da büyük bir hata yaptım. Çünkü geri dönmek yerine kaçışı uzattım.”

Başımı eğdim.

“Peki şimdi ne değişti?”

“Sen.”

Şaşırdım.

“Sen beni bekleyip her şeyi affetmek yerine hayatını toparlamaya başladın. Eve döndüğümde eski eşimi değil, bensiz de ayakta durabilen bir kadın gördüm. İşte o zaman seni kaybetme ihtimalimin gerçek olduğunu anladım.”

Gözlerim doldu.

Fakat bu kez ağlamadım.

“Beni kaybetmekten korktuğun için mi değişiyorsun?”

“Hayır.”

Başını kaldırdı.

“Çünkü çocuklarımız büyüdüğünde onların babası hakkında ‘O bizi bırakıp gitti’ demesini istemiyorum.”

O sözlerden sonra uzun süre konuşmadım.

Aradan aylar geçti.

Tolga artık üçüzlerin bakımında gerçekten sorumluluk almaya başlamıştı. İlk başlarda yaptığı her şey kusurluydu. Ama vazgeçmedi.

Bir gece çocuklardan biri ateşlendiğinde hastaneye götüren kişi Tolga oldu.

Aşı takvimlerini takip eden oydu.

Geceleri biri ağladığında benden önce ayağa kalkmaya başladı.

Bir sabah işe gitmeden önce üçünü tek tek öptü ve bana dönüp, “Akşam erken geleceğim,” dedi.

Ben sadece başımı salladım.

Artık ona inanmak için sözlerine değil, davranışlarına bakıyordum.

Bir yıl sonra üçüzlerimizin ilk doğum gününü kutladık.

Ev balonlarla doluydu.

Tolga pastayı hazırlarken üçümüzün fotoğraflarını çekiyordu.

Bir ara yanıma geldi.

“Biliyor musun, doğum günlerinden en çok korktuğum şey buydu.”

“Neydi?”

“Mutlu olmak.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Çünkü kaybetmekten korkuyordum. Şimdi anlıyorum ki kaybetmemek için kaçmak, aslında insanın sahip olduğu her şeyi kaybetmesine neden olabiliyor.”

Gülümsedim.

“Bunu geç öğrendin.”

“Evet.”

“Çok geç bile olabilir.”

Bir an yüzü düştü.

Sonra üç bebeğimizden biri kahkaha atarak yanımıza koştu.

Tolga ona baktı ve gülümsedi.

“Belki de geç değildir.”

O gece çocukları uyuttuktan sonra salonda eski bir kutu buldum.

Kutunun içinde doğum hastanesinden kalan bileklikler, ilk ultrason fotoğrafımız ve Tolga’nın hamileliğin ilk ayında bana yazdığı küçük bir not vardı.

Notun üzerinde şu cümle yazıyordu:

“Büyük bir aile olacağız. Ne olursa olsun birlikte kalacağız.”

Uzun süre o kağıda baktım.

Sonra Tolga yanıma geldi.

“Onu neden saklıyorsun?”

“Çünkü bazen insanlara verdikleri sözleri hatırlatmak gerekir.”

Tolga yanımda oturdu.

“Beni affettin mi?”

Bu kez hemen cevap vermedim.

“Yaptıklarını unutmadım.”

“Biliyorum.”

“Ama artık geçmişte bıraktım.”

Tolga gözlerime baktı.

“Bu, yeniden başlayabileceğimiz anlamına mı geliyor?”

Elimi onun elinin üzerine koydum.

“Hayır.”

Yüzündeki umut söner gibi oldu.

Sonra devam ettim:

“Bu, sıfırdan başlamamız gerektiği anlamına geliyor.”

Tolga derin bir nefes aldı ve başını salladı.

“Bunu kabul ediyorum.”

Pencerenin dışına baktım.

O gün doğum sancıları sırasında yaşadığım yalnızlık hâlâ hafızamdaydı. Tolga’nın kapıyı çekip gidişi, boş kalan koridor ve ağlayan üç bebeğin sesi…

Ama artık aynı kadın değildim.

Ve Tolga da aynı adam değildi.

Çünkü bazen bir evliliği kurtaran şey, hiçbir şey olmamış gibi devam etmek değildir.

İnsanın yaptığı hatanın karşısında durup, yıkılan şeyi kendi elleriyle yeniden inşa etmeye razı olmasıdır.

Bizim hikâyemizde her şey bir anda düzelmedi.

Ama o gün Tolga bavulunu hazırlayıp kaçmak yerine üç bebeğimizin yanına oturdu.

Ben de ilk kez içimden şu cümleyi geçirdim:

Belki aile olmak, korkunun hiç olmadığı bir hayat değildi.

Belki aile olmak, korktuğun halde gitmemeyi öğrenmekti.
Reklamlar