Evin içinde yavaşça yürürken her şey farklı hissettiriyordu. Fotoğraflar hâlâ oradaydı. Bu kez daha yakından baktım. Deniz, Selin ve Mert’in genç halleri, gülümseyen yüzleri… Koridora doğru bir göz attım. “Hadi gidin, keşfedin,” dedim çocuklarıma. Saniyeler içinde evin içinde koşmaya, gülmeye ve oynamaya başladılar. Donup kaldım; çünkü o evde daha önce bu sesi hiç duymamıştım. Gülüşler her odayı dolduruyordu. Duvara yaslandım ve gözlerimi kapattım. Nuri Amca burada yıllarca yapayalnız yaşamıştı. Ve şimdi… ev boş hissettirmiyordu. Sanki bugünleri bekliyormuş gibiydi.
Üç gün sonra tekrar Tuna Bey’in ofisindeydik. Avukat bana baktı. “Aylin Hanım, kararınızı verdiniz mi?” “Evi satmıyorum.”
Sessizlik oldu. Sonra o sessizlik patladı. “Bu delilik!” diye bağırdı Deniz. “Bunu yapamazsın!” diye ekledi Selin. Mert başını salladı. “İnanılmaz!” “Mirasımızı elimizden alıyorsun!” diye haykırdı Deniz.
“Yeter!” dedi Tuna Bey. Oda bir anda sustu. Sonra kayıt cihazına uzandı. “Son bir talimat daha var.” Deniz arkasına yaslandı. “Nihayet.”
Nuri Amca’nın sesi tekrar duyuldu. “Eğer bunu duyuyorsanız… Aylin evi tuttu demektir. Güzel. Öyle yapacağını biliyordum. Bu karar bana bilmem gereken her şeyi söylüyor.”