O gece, çocuklar uyuduktan çok sonra mutfak masasında oturdum. Faturalarım köşede yığılıydı, üzerimdeki lamba sürekli tamir etmem gereken bir şekilde titriyordu. Nuri Amca’nın evi her şeyi değiştirebilirdi. Ama sesi zihnimde yankılanmaya devam ediyordu: “Onu mahalleye hizmet edecek bir şeye dönüştür.” Ellerimi yüzüme bastırdım.
Ertesi sabah Deniz geldi. Kapıyı açtığımda elinde büyük bir kutu tutuyordu. “Çocukların için.” İçinde yepyeni, pahalı oyuncaklar vardı. “Konuşabiliriz diye düşündüm,” diye ekledi. Dışarı çıktım. “Bunu yapmana gerek yok.” “Biliyorum,” dedi Deniz. “Ama gerçekçi olalım. Yedi çocuğun var. O ev pek çok şeyi düzeltebilir.” “Farkındayım.” Daha yakına eğildi. “Sat gitsin. Parayı bölüşelim. Herkes kazansın.” “Ya satmazsam?” Çenesi gerildi. “O zaman hiçbir sebep yokken zor yolu seçmiş olursun.” Gözlerinin içine baktım. Deniz gülümsedi, kutuyu verandaya bıraktı ve gitti.