Albay’ın neden şahitler huzurunda bu işlemi yapmak istediğini işte o an anladım. Sadece imza için değil, bunun içindi. Bundan sonra ne olacağını kulaklarıyla resmi olarak duymaları için.
Albay bana son bir kağıt uzattı. Yasal tahliye ihbarnamesi. Konutu boşaltma süresi: yetmiş iki saat.
Selin fısıldadı: “Bizi evden mi kovuyorsun?”
Sesi artık adeta bir çocuğunki gibi titriyordu. Zalim insanların tuhaf tarafı da budur işte. Bedel ödeme vakti gelene kadar her şeye “aile” demeye devam ederler.
Kız kardeşime baktım. İpek pijamalarına. O komik süs köpeğine. Doğmamış bebeğimi gereksiz eski bir kutu gibi kapatmak istediği o buz gibi garaja…Sonra ona, bağırmaktan çok daha fazla canını yakacak bir kibarlıkla cevap verdim:
“Hayır Selin. Ben sadece eşimin evini geri alıyorum.”
Kimse konuşamadı. Çünkü sonunda korkunç bir gerçeği anlamışlardı: Burada güç hiçbir zaman onların elinde olmamıştı.
Onlar sadece, tabutu gözden kaybolduğu an saygı duymayı bıraktıkları şehit bir adamın sessiz cömertliği sayesinde bu evde yaşayabilmişlerdi.
Aniden karnımdaki bebek tekmeledi. Sertçe. Canlıyım dercesine. İçgüdüsel olarak elimi karnıma koydum.