Hayır… Bu imkânsız...

“Derya’nın omzundaki lekenin şeklini ezberlemiştim. Çünkü kız kardeşim onu bir keresinde bana gösterip ‘Bu işaret sayesinde onu bir gün bulacağız’ demişti.”

Kalbim duracak gibi oldu.

“Bunun bizim kızımızla ne ilgisi var?”

Baran başını kaldırdı.

“Bilmiyorum.”

İşte en korkunç cevap buydu.

Bilmiyordu.

Ama korkuyordu.

O gece ikimiz de uyuyamadık.

Baran saatlerce bebeğimizin beşiğinin yanında oturdu. Birkaç kez ona dokunmak istedi ama elini geri çekti.

Ben ise kafamın içinde aynı soruyu döndürüp duruyordum.

Bir bebeğin doğum lekesi nasıl olur da yirmi dört yıl önce kaybolmuş bir bebeğin doğum lekesiyle aynı olabilirdi?

Sabah olduğunda Baran’ın annesini aradık.

Kadın hastaneye geldiğinde yüzündeki ifadeden bir şeylerin ters gittiğini anladım.

Baran ona fotoğrafı gösterdi.

Annesi fotoğrafı gördüğü anda eli titredi.

Sonra bana baktı.

“Bebeğin omzunu görebilir miyim?”

Kızımızı yavaşça battaniyeden çıkardım.

Kadın doğum lekesini gördüğünde bir adım geri çekildi.

Dudaklarından tek bir kelime çıktı:

“Derya…”

Baran hemen annesine döndü.

“Anne, hayır. Bu mümkün değil.”

Kadın ağlamaya başladı.

“Ben de yıllardır bunun mümkün olmadığını düşünüyordum.”

“Ne demek istiyorsun?”

Kadın çantasından eski, yıpranmış bir zarf çıkardı.

Zarfın içinden sararmış bir gazete kupürü çıktı.

Kupürde yirmi dört yıl önce kaybolan bir bebekten bahsediliyordu.

Ama asıl dikkat çekici olan, kupürün yanında bulunan küçük nottu.
Reklamlar