“Titreyen ellerimle kapı kolunu kavradım ve kapıyı ardına kadar açtım. İçeri adımımı attığımda karşımda gördüğüm manzara, gerçekliğe dair bildiğim her şeyi sonsuza dek parçalayacaktı...”
Müdürün devasa deri koltuğunda, ayakları yere zar zor değen, üzerinde biraz bol gelen gri, yıpranmış bir hırka olan küçük bir kız oturuyordu. Dizlerinin üzerinde kavuşturduğu elleri yaprak gibi titriyor, başı öne eğik duruyordu. Kapının şiddetle açılma sesiyle birlikte irkilerek başını hızla kaldırdı. O an zaman durdu. Nefesim boğazımda düğümlendi, göğüs kafesime batan görünmez iğneler kalbimi durduracakmış gibi oldu. Göz göze geldik.
O iri, korku dolu ela gözler... Sol yanağında, tam elmacık kemiğinin altındaki o küçük, yıldız şeklindeki çilek lekesi... Çenesi boynuna doğru hafifçe kıvrılan, her gece rüyalarımda gördüğüm o tanıdık yüz hatları...
Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den
Türkiye'yi yasa boğan
İki yıl önce, on bir yaşındaki kızım Defne’yi toprağa verdim