İki yıl önce, on bir yaşındaki kızım Defne’yi toprağa verdim

Kelime dudaklarından döküldüğü an odanın içindeki tüm oksijenin çekildiğini hissettim.

"İki yıl önce... O gün okuldan beni babam aldı. Senin kaza geçirdiğini, seni hastaneye götüreceğini söyledi. Ama beni çok uzaklara, başka bir şehre, hiç tanımadığım o insanlara götürdü. Adamın biri babama kalın bir zarf verdi. Babam da bana, 'Artık adın Aylin, burada yaşayacaksın. Eğer kaçmaya çalışırsan annene çok kötü şeyler yaparlar' dedi. Seni korumak zorundaydım anne... O yüzden hep sustum."

Sözcükler, havada asılı kalmış paslı bıçaklar gibi tek tek göğsüme saplanıyordu. Selim’in evden çıkarken yüzünde beliren o dehşet ifadesi, arabamın anahtarlarını almamı engellemeye çalışması, "Oraya gitme" diye panikle yalvarması... Parçalar zihnimde korkunç bir gürültüyle yerine oturuyordu. Kaza dedikleri o yangın. Kapalı tabut kuralı. "Yüzü tanınmayacak halde, onu bu şekilde hatırlamanı istemiyorum" diyerek beni ağır sakinleştiricilerle uyutması. Otopsi raporlarının asla bana gösterilmemesi. Hastane süreçlerini, cenaze işlerini tek başına, beni kimseyle görüştürmeden apar topar halletmesi...
Reklamlar