"Defne... Benim güzel bebeğim," diye hıçkırdım, kurumuş, birbirine dolanmış saçlarını öpücükler ardında bırakırken. "Nasıl olur? Sen... Biz seni kaybettik. Ben seni kendi ellerimle..." Cümlemi tamamlayamadım. Boğazımdan sadece acı dolu bir inilti döküldü.
Defne incecik kollarını boynuma doladı, küçük bedeni sarsılarak ağlıyordu. "Çok korktum anne," diye hıçkırdı göğsüme başını gömerken. "Beni bıraktığı o evden kaçmak çok zordu. Kapıları hep kilitliyorlardı. Seni bulamayacağım diye çok korktum."
Müdür masasının arkasında şaşkınlıktan donakalmış, eli telefonun ahizesinde ne yapacağını bilemez halde bize bakıyordu. Gözyaşlarımı elimin tersiyle silip Defne’nin yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Yüzü solgundu, yanakları içine çökmüştü.
"Seni kim bıraktı bir tanem? Hangi evden, kimden kaçtın?" Sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışıyordum ama içimde uyanan karanlık bir şüphe, zehirli bir sarmaşık gibi kalbimi sarmaya başlamıştı bile.
Defne burnunu çekti, o ela gözlerini benim yaşlı gözlerime dikti. "Babam," dedi yutkunarak