İkiz kız kardeşim Zeynep

Bayılacak gibi oldum, dizlerimin bağı çözüldü. Bu nasıl mümkün olabilirdi?! Orada o anın şokuyla öylece dikilemezdim; titreyen elimi uzatıp kadının omzuna hafifçe dokundum. Kadın bana döndü, göz göze geldik. Gözlerindeki o dehşeti, şaşkınlığı görebiliyordum; o da en az benim kadar sarsılmıştı. Kendi yüzüne bakan bir yabancıyla karşılaşmak onu da dondurmuştu.



Sesim titreyerek, kelimeleri ağzımda yuvarlayarak zorlukla fısıldadım: "Aman Tanrım... Zeynep, sen misin? Ama nasıl...?"



Kadının elindeki kahve bardağı titredi, az kalsın yere düşecekti. "Zeynep mi?" dedi pürüzlü, şaşkın bir sesle. "Benim adım Ayla. Siz... Siz kimsiniz? Neden bana bu kadar benziyorsunuz?"



Kafedeki çalışanların yardımıyla bir masaya oturduk. Karşılıklı iki bardak su içtikten sonra konuşmaya başladık. Benim adımın Elif olduğunu, 68 yıl önce öldüğü söylenen bir ikizim olduğunu anlattım. Ayla’nın gözleri doldu. Derin bir nefes alıp çantasının sapını sımsıkı kavradı. "Ben evlatlığım," dedi yutkunarak. "Beni büyüten ailem, beni beş yaşındayken uzak bir yetimhaneden aldıklarını söylediler. Öncesine dair hafızamda hiçbir şey yok. Doktorlar, geçirdiğim büyük bir travma nedeniyle çocukluk anılarımı beynimin sildiğini söylemişti."
Reklamlar