Açgözlü bir yönetim kurulu değil. Kusursuz kravatlı ve köpekbalığı gülüşlü bir avukat da değil. Hayır. Ben gerçek birini istiyordum. Paranın değerini bilen, kimse bakmıyorken bile insanlara iyi davranan birini. Bir şansı hak eden birini. Bu yüzden kimsenin beklemediği bir şey yaptım. En eski kıyafetlerimi giydim, yüzüme kir sürdüm ve bir hafta boyunca tıraş olmadım. Sonra, günlerdir sıcak yemek yememiş bir adam gibi görünerek kendi süpermarketlerimden birine girdim. Asıl hikâye işte o zaman başladı. Ve inanın bana… sonra olanlara inanamayacaksınız. İçeri girdiğim an, bakışların iğne gibi bana saplandığını hissettim. Her yönden fısıltılar yükseliyordu. Yirmili yaşlarında bir kasiyer kız burnunu kırıştırıp iş arkadaşına duyabileceğim bir sesle mırıldandı: "Ayy, bozuk et gibi kokuyor." İkisi de güldü. Sırada bekleyen bir adam oğlunun elini tutup kendine doğru çekti. "Dilenciye bakma Ahmet." "Ama baba, çok şey görünüyor—" "Bakma dedim."