Millet bana "Anadolu’nun Ekmek Kralı" derdi

"Bana babamı hatırlattınız," dedi alçak sesle. "Geçen yıl vefat etti. Eski topraktı, sert adamdı, sizin gibi. Aynı bakışa sahipti—sanki dünyanın insanları nasıl öğütüp tükürdüğünü görmüş gibi." Duraksadı. "Hikâyeniz nedir bilmem beyefendi. Ama siz değerlisiniz. Bu insanların size değersiz hissettirmesine izin vermeyin." Boğazım düğümlendi. O sandviçe sanki altınmış gibi baktım. Tam orada, o an rolümü bozmak üzereydim. Ama sınav henüz bitmemişti. O gün, kirlerin ve kılığımın ardına gizlenmiş gözyaşlarıyla oradan ayrıldım. Kimse gerçekte kim olduğumu bilmiyordu; ne o sırıtan kasiyer, ne o göğsünü kabartan kat sorumlusu, ne de bana bir leke gibi değil de bir insan gibi davranıp sandviç veren Levent. Ama ben biliyordum. Levent o kişiydi. Eğitilemez, satın alınamaz, taklit edilemez bir kalbi vardı. Merhamet iliklerine işlemişti. Hayat bana farklı kartlar dağıtsaydı yetiştirmeyi umduğum türden bir adamdı. O gece, çoktan göçüp gitmiş atalarımın portreleri altında çalışma odamda oturdum ve vasiyetimi yeniden yazdım. Kurmak için kan döktüğüm imparatorluğun her kuruşunu, her mal varlığını, her metrekaresini Levent’e bıraktım. Bir yabancıya, evet. Ama artık değil. Bir hafta sonra aynı mağazaya geri döndüm. Bu sefer kılık değiştirmedim. Kir yok, "bozuk et" kokusu yok. Sadece ben, Halis Bey; kömür grisi takım elbisemle, cilalı bastonumla ve ayna gibi parlayan deri ayakkabılarımla. Şoförüm kapıyı açtı. Otomatik kapılar, sanki bir hükümdar gelmişçesine ardına kadar açıldı. Birdenbire her yer gülümseyen yüzler ve düzeltilen kravatlarla doldu. "Halis Bey! Ne büyük onur!" "Efendim, size bir araba getireyim—su buyurmaz mısınız?" Beni bozuk süt gibi kapı dışarı eden müdür Kemal bile yüzünde panikle yanıma koştu. "H-Halis Bey! Geleceğinizi bilmiyordum!" Hayır, bilmiyordu. Ama Levent biliyordu. Mağazanın diğer ucundan göz göze geldik. Bir kıvılcım çaktı. Gerçek bir şeyler hissedildi. Gülümsemedi. El sallamadı. Sadece başıyla selam verdi, sanki o anın geleceğini biliyormuş gibi. O gece telefonum çaldı. "Halis Bey? Ben Levent," dedi sesi titreyerek. "Siz olduğunuzu biliyordum. O evsiz adam… Sesinizden tanıdım. Bir şey söylemedim çünkü… nezaket birinin kim olduğuna bağlı olmamalı. Açtınız. Bilmem gereken tek şey buydu." Gözlerimi kapattım. Son sınavı da geçmişti. Ertesi sabah mağazaya tekrar gittim—bu sefer avukatlarla birlikte. Kemal ve o gülen kasiyer mi? Gittiler. Hemen orada kovuldular. Adımı taşıyan hiçbir dükkânda çalışmaları sonsuza dek yasaklandı. Tüm personeli sıraya dizdim ve hepsinin önünde şöyle dedim:
Reklamlar