Millet bana "Anadolu’nun Ekmek Kralı" derdi

"Bu adam," —parmağımla Levent’i gösterdim— "sizin yeni patronunuz. Ve bu tüm zincirin bir sonraki sahibi." Herkesin ağzı açık kaldı. Ama Levent? O sadece gözlerini kırpıştırdı; dünya etrafında değişirken donup kalmış, sessizce duruyordu. Son belgeleri imzalamama günler, hatta saatler kala bir mektup geldi. Düz beyaz bir zarf. Gönderen adresi yok. Sadece titrek bir el yazısıyla ismim yazılı. Kağıttaki şu satırı görmeseydim ikinci kez bakmazdım bile: "Levent’e GÜVENMEYİN. Sandığınız kişi değil. 2012 yılı cezaevi kayıtlarına bakın." Kalbim tekledi. Doksan yaşımda bile hala sağlam olan ellerim, kağıdı katlarken titredi. Gerçek olmasını istemiyordum. Ama bilmek zorundaydım. Ertesi sabah avukatıma, "Bunu araştır," dedim. "Sessizce. Onun haberi olmasın." Akşama doğru cevap geldi. Levent, 19 yaşındayken araba hırsızlığından tutuklanmıştı. On sekiz ay parmaklıklar ardında yatmıştı. Bir öfke, kafa karışıklığı ve ihanet dalgası bana bir yük treni gibi çarptı. Tam her sınavı geçen birini bulmuştum ve şimdi bu mu? Onu yanıma çağırdım. Karşımda sessiz, vakur bir şekilde duruyordu; sanki idam mangasının önüne çıkmış gibi. "Neden bana söylemedin?" diye sordum. Bağırmıyordum ama her kelimem bir taş gibi ağırdı. İrkilmedi. Kurtulmaya çalışmadı. "19 yaşındaydım. Aptaldım. Yenilmez olduğumu sanıyordum. Benim olmayan bir arabayla gezintiye çıktım ve bedelini ödedim." "Yalan söyledin." "Söylemedim," dedi gözlerimin içine bakarak. "Sadece… anlatmadım.
Reklamlar