Ama hemen yanında duran küçük not...

Yiğit notu uzun süre elinde tuttu.

O sırada İdil de annesiyle birlikte bahçeye çıktı.

Üzerinde yine o kırmızı elbise vardı.

Yiğit onu görünce koşup yanına gitti.

İdil kahkaha atarak eteğini tuttu ve kendi etrafında dönmeye başladı.

Cevdet Bey ile Selim yan yana durup onları izledi.

Ben de o an bir şeyi fark ettim.

O kırmızı elbise aslında sadece İdil için alınmamıştı.

Yiğit farkında olmadan bir annenin yalnızlığını hafifletmiş, bir mahalleyi birbirine yaklaştırmış, iki kardeş arasında onlarca yıldır kapanmayan bir yarayı açıp sonunda iyileşmesine yardım etmişti.

Bütün bunların başlangıcı ise sekiz yaşındaki bir çocuğun cebindeki birkaç öğle yemeği parasıydı.

O günden sonra Yiğit’e bir daha asla “küçük” demedim.

Çünkü insanın büyüklüğünü yaşı belirlemiyordu.

Bazen bir yetişkinin yıllarca yapamadığını bir çocuk tek bir davranışıyla yapabiliyordu.

Ve Yiğit bana hayatım boyunca unutamayacağım bir şey öğretti:

İyilik her zaman dünyayı bir anda değiştirmez. Ama bazen tek bir insanın kalbine dokunur, o insan başka birine uzanır ve yıllar önce yarım kalan bir hikâye, hiç beklenmedik bir yerde yeniden güzel bir son bulur.
Reklamlar