Ama hemen yanında duran küçük not...

“Korktum. O çocuklar benden büyüktü. Bana da vururlar diye düşündüm. Eve gittim. Akşam Selim dönmeyince ailem onu aramaya başladı. Ertesi gün polis geldi. Ben ise kimseye gerçeği söylemedim.”

“Selim bulundu mu?” diye sordu Yiğit.

Cevdet Bey başını eğdi.

“Evet. İki gün sonra şehir dışındaki bir otobüs terminalinde bulundu. Korkmuştu, açtı ve eve dönmeye çalışıyordu. O çocuklardan kaçarken yanlış otobüse binmiş.”

Derin bir nefes verdi.

“Selim eve döndü ama bir daha aynı çocuk olmadı. Okula dönmek istemedi. İnsanlardan korkmaya başladı. Yıllar sonra başka bir şehre taşındı. Ben ise ona bir kez bile gerçeği söyleyemedim.”

Polis memurlarından biri sordu:

“Peki neden bu fotoğrafı buraya bıraktınız?”

Cevdet Bey metal kutunun kapağını okşadı.

“Bu kutu Selim’in eski beslenme çantası.”

Hepimiz yeniden kutuya baktık.

Cevdet Bey devam etti:

“Dün Yiğit’in hikâyesini duyduğumda bütün gece uyuyamadım. Sekiz yaşındaki bir çocuk, başka biri için kendi yemeğinden vazgeçebiliyordu. Ben ise on iki yaşımdayken kardeşim için birkaç kelime söylemeye cesaret edememiştim.”

Yiğit yavaşça annemin arkasından çıktı.

“Diğer çantaları da siz mi koydunuz?”

Cevdet Bey başını iki yana salladı.

“Hayır.”

İşte asıl şaşkınlık o zaman başladı.

Polis kayıtları kontrol ettiğinde, bahçemize bırakılan elliye yakın beslenme çantasının farklı kişiler tarafından getirildiğini gördük.

Haber mahallede yayılmıştı.
Reklamlar