Gözleri kıpkırmızıydı.
“Selim’le konuştum,” dedi.
Sadece bu kadar.
Sonra ağlamaya başladı.
Yıllardır taşıdığı sır sonunda bitmişti.
Kardeşine her şeyi anlatmıştı.
Selim önce sessiz kalmış, ardından ona şunu söylemiş:
“Ben o gün senin korktuğunu biliyordum. Sana kızmadım. Sadece neden hiç konuşmadığını merak ettim.”
Cevdet Bey bunu anlatırken Yiğit’in başını okşadı.
“Bu çocuk olmasaydı, belki de kardeşimi aramadan ölecektim.”
O gece bahçemizdeki beslenme çantalarını topladık.
Yiğit hepsini kendisine saklamadı.
Ertesi gün yarısını okulundaki ihtiyaç sahibi çocuklara götürdü.
Birkaç tanesini de Aysun’a verdi.
“İdil büyüyünce okulda kullanır,” dedi.
Metal kutu ise Cevdet Bey’e geri döndü.
Ama üzerindeki kırmızı kurdele kaldı.
Aradan birkaç hafta geçti.
Bir pazar günü kapımıza iki yaşlı adam geldi.
Biri Cevdet Bey’di.
Diğerini daha önce hiç görmemiştim.
Elinde kırmızı bir beslenme çantası taşıyordu.