Ama hemen yanında duran küçük not...

Polis memuru sertçe sordu:

“Neden?”

Cevdet Bey birkaç saniye sustu.

Sonra gözlerini Yiğit’e çevirdi.

“Çünkü dün bu çocuğun ne yaptığını duydum.”

Yiğit annemin arkasına saklanmıştı.

Cevdet Bey devam etti:

“Bir çocuğun, başka bir çocuğu mutlu etmek için öğle yemeğinden vazgeçtiğini söylediler. Üstelik bunu kimse görsün diye değil, gerçekten istediği için yapmış.”

Polis memuru metal çantayı gösterdi.

“Peki bunun kayıp çocukla ilgisi ne?”

Cevdet Bey’in yüzü değişti.

O anda sanki yıllardır taşıdığı ağırlık omuzlarına tekrar çöktü.

“Selim benim kardeşimdi.”

Bahçede bir sessizlik oldu.

Cevdet Bey fotoğrafı eline aldı.

“Ben on iki yaşındaydım, o sekiz yaşındaydı. Babamız çok sert bir adamdı. Selim biraz farklıydı. İnsanlarla konuşmakta zorlanırdı, bazı şeyleri diğer çocuklardan daha yavaş öğrenirdi. O zamanlar kimse nedenini bilmiyordu. Mahalledeki çocuklar onunla sürekli dalga geçerdi.”

Yiğit dikkatle dinliyordu.

“Bir gün okuldan sonra birkaç çocuk Selim’in beslenme çantasını aldı. Onu okulun arkasındaki boş arsaya götürdüler. Ben her şeyi gördüm.”

“Sonra ne oldu?” dedim.

Cevdet Bey’in gözleri doldu.

“Hiçbir şey yapmadım.”

Sesindeki pişmanlık öylesine ağırdı ki kimse araya giremedi.
Reklamlar