Farkına bile varmadan beş yıl geçti. Aynı evde kaldım, kendimi öğretmenliğe verdim ve öğrencilerim bana yamuk yumuk resimler uzattığında gülümsemeye çalıştım.
"Gül Öğretmenim, resmimi gördünüz mü?" "Çok güzel Can! Bu senin köpeğin mi yoksa bir ejderha mı?" "İkisi de!" diye sırıttı. Beni ayakta tutan da buydu işte. Beş yıl geçti.
Yine bir Pazartesiydi. Arabamı her zamanki yerime park ettim, "Bugünü anlamlı kılmama izin ver," diye fısıldadım ve sabah zilinin gürültüsüne doğru yürüdüm.
Girişteki Seda el salladı, ben de çantamı ve taklit etmek için çok uğraştığım o sakinlik hissini omuzlayıp karşılık verdim. Sınıfım şimdiden uğuldamaya başlamıştı. Taylan'a bir peçete uzatıp sabah şarkısını başlattım. Rutinlerin, anıların keskin kenarlarını köreltmesini seviyordum.
Saat 08:05'te okul müdiresi Meltem Hanım kapımda belirdi. Yine bir Pazartesiydi. "Gül Hanım, bir saniye bakabilir misiniz?" diye sordu.
İçeriye yeşil bir yağmurluk tutan, kahverengi saçları biraz fazla uzun, iri gözleri sınıfımın içinde fır dönen küçük bir çocuk getirdi. "Bu Kerem," dedi. "Aramıza yeni katıldı. Bölge düzenlemeleri yüzünden geçen hafta anaokulu listelerinin yarısı değişti," diye ekledi Meltem Hanım, sanki sıradan bir durummuş gibi.