Sonra benden de konuyu açmamamı istedi

Ben boşanma davası açtım. Her duruşma acı veriyordu ama gerçeğin üstünün örtülmesine razı olmadım.


Bu süreçte İdil'in odasına uzun süre giremedim. Kapısının önünden her geçişimde içeriden bana seslenecekmiş gibi oluyordu. Bir pazar sabahı cesaretimi toplayıp masasını düzenledim. Defterlerinden birinin arasında, hastane bahçesinde çizdiği küçük bir resim buldum. Resimde iki bank, bir ağaç ve birbirine tutunan üç insan vardı. Altına, “Bir gün korkmadan konuşabileceğimiz bir evimiz olsun,” yazmıştı. Uzun süre o çizime baktım. İdil'in yalnızca hastalığıyla değil, evimizin içinde büyüyen sırlarla da mücadele ettiğini anladım. Onun odasını hiç değiştirmemeye karar vermedim; aksine masasına taze çiçek koydum, perdelerini açtım. O oda yas tuttuğum kapalı bir yer değil, kızımın gerçekten yaşadığını hatırladığım aydınlık bir yer olmalıydı. Bunu yaparken ilk kez suçluluk duymadan gülümsedim.

Bir süre sonra organ nakli koordinatöründen bir mektup geldi. İdil'in bağışladığı organlardan yararlanan insanların iyileşme sürecine dair, kimliklerini açıklamayan bilgiler vardı. Birinin annesi, bağışçının ailesine ulaştırılmak üzere birkaç satır yazmıştı.

“Çocuğum yeniden yürüyüşe çıkabildi. Bize bu umudu veren genç insanı her gün minnetle anıyoruz.”

Mektubu okurken aylardır ilk kez acımın yanında başka bir duygu hissettim: gurur.
Reklamlar