"Anneciğim, sırtım acıyor! Babaannenin bana dokunmasına izin verme!"
Üç boyutlu patlamanın çığlıkları, gece saat 01.47'de evin sessizliğini paramparça önerdi. Yataktan fırlayıp, koştuğumda, Zeynep yettiğinde küçücük bir top gibi izliyormuş, kontrolsüzce titriyordu. İki parça belinin arkasını koruyor, o kadar hızlı nefes alıyordu ki boğuluyordum.
"Bebeğim, ne oldu? Neren acıyor mu?" diye sorup kuyruğuna katılmak için uzandığımda, parmaklarımın sırtına hafifçe değer değmez insanın kanını donduran bir çığlık atmıştı.
Yanımda kocam Murat yüksek sesle homurdanıp gözlerini ovuşturmuş, "Selin, sustur şunu. Yarın sabah erkenden toplantım var" diyerek arkasını dönmüştü. Bizi neredeyse zorla götüren kayınvalidem Nermin ise acil servisin kapısında beklemeyi tercih etmişti. Muayene odasındaki nöbotçi doktor Zeynep'in gömleğini açtığında karşılaştığımız manzara yayınıydı: Sırtında parmak izlerini andıran eski ve yeni morluklar ve sağ kürek kemiklerinin altında derinlerinin derinliklerine gömülü, kızıl bir bölgeye... Nermin içeri dalıp “Gömleğini giydir, eve götür!” bağırdığında doktor soğukkanlılıkla röntgenlenir.
Anneciğim, sırtım acıyor!
Şener Üşümezsoy yeni deprem
Resimde Kaç köpek!