Yusuf’a baktım.
“Gel.”
“Nereye?”
“Annemin evine.”
O öğleden sonra birlikte eve gittik.
Yusuf kapıdan içeri girerken durdu.
Sanki annem birazdan mutfaktan çıkacakmış gibi etrafa baktı.
Duvarlardaki fotoğrafları inceledi.
Benim çocukluğum.
Düğünüm.
Çocuklarım.
Annemin doğum günleri.
Sonra salonun köşesindeki küçük vitrinde bir fotoğraf gördü.
Dondu.
Fotoğraf, benim daha önce fark etmediğim kadar küçük ve eskiydi.
Üzerinde üç kişi vardı.
Annem.
Kemal.
Ve küçük Yusuf.
Yusuf fotoğrafı eline aldı.
“Bunu neden saklamış?”
“Çünkü seni hiç unutmamış.”
Annemin yatak odasına geçtik.
Daha önce çantasını bulduğum dolabı yeniden açtım.
Bu kez Yusuf, alt raftaki eski bir kutuyu fark etti.
Kutunun üzerinde yalnızca tek kelime vardı:
YUSUF.
Birbirimize baktık.
Kutuyu açtığımızda içinden onlarca zarf çıktı.
Her birinin üzerinde tarih vardı.
Annem her yıl Yusuf’a mektup yazmıştı.
Ama hiçbirini göndermemişti.