Baloda Tek Başıma Otururken Hayatımı Değiştirdi

İşte o zaman ona gerçekten baktım. Yaşlanmıştı elbette. Yorgundu. Omuzları genişlemişti. Sol bacağında bir aksama vardı. Ama gözleri aynıydı. Bana baktı ve yarım saniye duraksadı. “Özür dilerim,” dedi. “Çok tanıdık geliyorsunuz.” “Öyle mi?” dedim. Yüzümü inceleyerek kaşlarını çattı, sonra başını salladı. “Belki de değil. Uzun bir gündü.”

Ertesi öğleden sonra tekrar gittim. Pencerelerin yanındaki masaları siliyordu. Benim masama geldiğinde, “Otuz yıl önce, mezuniyet balosunda tekerlekli sandalyedeki bir kızı dansa kaldırmıştın,” dedim.

Eli masanın üzerinde donup kaldı. Yavaşça başını kaldırdı. Parçaların birleşmesini izledim. Önce gözler, sonra sesim, sonra anılar… Sormadan karşıma oturdu. “Beren?” dedi, isim ağzından sanki canı yanarak çıkmış gibi. “İnanamıyorum. Biliyordum… Bir şey olduğunu hissetmiştim.”

“Beni biraz tanıdın mı?” dedim. “Biraz,” dedi. “Eve gittikten sonra bütün gece beni deli etmeye yetecek kadar.”

Balodan sonra neler olduğunu öğrendim. O yaz annesi hastalanmış. Babası zaten gitmişti. Basketbolun önemi kalmamıştı, bursların önemi kalmamıştı. Hayatta kalma mücadelesi her şeyin önüne geçmişti. “Hep geçici bir durum sanıyordum,” dedi. “Birkaç ay, belki bir yıl…” “Sonra?” “Sonra bir baktım, elli yaşıma gelmişim.” Bunu gülerek söyledi ama komik değildi.
Reklamlar