Derya o gün ilk kez şunu fark etti: Bu sır, yalnızca kendisinden saklanan bir hastalık değildi. Aynı zamanda herkesin sevgiyi yanlış yerden korumaya çalışmasının bedeliydi.
Aylar geçti. Yas hafiflemedi ama şekil değiştirdi. Derya, Defne’nin beşiğinin üzerine Kerem’in eğri raflarından birine onun gözlüğünü, saatini ve küçük bir fotoğrafını koydu. Haftada bir psikoloğa gitmeye başladı. Mektubu defalarca okudu; her okuyuşunda başka bir cümle canını acıttı, başka bir cümle ise onu ayakta tuttu.
Defne bir yaşına bastığında Derya, Kerem’in ilk video kaydını açtı. Ekrandaki babasını dikkatle izleyen küçük kız, sanki sesi tanımış gibi gülümsedi. Derya o an ilk kez gözyaşlarıyla birlikte huzur da hissetti. Kerem gitmişti, evet. Ona büyük bir sır bırakmış, kalbinde kolay kapanmayacak bir yara açmıştı. Ama aynı zamanda sevgisini, düşünülmüş bir geleceği ve kızlarına uzanan bir köprü de bırakmıştı.
O akşam Defne’yi kucağına alıp pencerenin önünde sallarken fısıldadı: “Baban bize eksik değil, yarım bir hikâye bırakmadı. Sadece sonunu tek başına taşımaya çalıştı.”
Sonra kızının saçlarını öptü ve karanlıkta, ilk kez gelecekten korkmak yerine ona doğru bakabildi.