Mübeccel’di. Yıllarca bir tabak yemeği bahane ederek beni aşağılayan kadın, şimdi sanki sağlığımı düşünüyormuş gibi bağırıyordu.
Ardından Turgay’ın sesini işittim.
“Karımın hangi odada olduğunu öğrenmek benim hakkım!”
Kapının önünde bekleyen hemşire Gülriz yüzüme baktı. Ellerim titriyordu ama ilk defa ne istediğimden emindim.
“Beni buradan götürün,” dedim. “Onlarla aynı koridorda bile olmak istemiyorum.”
Gülriz hemen güvenlik görevlilerine haber verdi. Hastane yönetimi, benim açık isteğim üzerine bilgilerimin paylaşılmamasını sağlamıştı. Tekerlekli sandalyeyle arka taraftaki başka bir bölüme götürülürken annem ve babam yanımdaydı.
Annem elimi tuttu.
“Bu kez seni yalnız bırakmayacağız, kızım.”
Dört yıldır duymaya en çok ihtiyaç duyduğum söz buydu.
Ancak bizi bekleyen başka bir şey vardı. Hastanenin küçük görüşme odasında iki polis memuru, masanın üzerine bırakılmış bir dosyanın başında oturuyordu. Yanlarında Necla teyze de vardı.
Beni görünce ayağa kalktı, gözleri doldu.
“Kapıma kadar süründüğün o geceyi hayatım boyunca unutmayacağım,” dedi. “Ama seni kurtarmak için sadece ambulansı aramadım.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
Necla teyze, birkaç ay önce bahçesine güvenlik kamerası taktırmıştı. Kameranın görüş açısına bizim evin arka bahçesiyle mutfak penceresinin bir bölümü de giriyordu. O gece benim pencereden çıkışımı ve çimenlerde güçlükle ilerleyişimi kaydetmişti.