Bir anda aklıma, aylardır kimseye söylemediğim bir şey geldi.
“Benim eski telefonum,” dedim. “Belki orada bir şey vardır.”
Turgay, evliliğimiz boyunca telefonumu sık sık kontrol ederdi. Geçen yıl kendi paramla aldığım eski cihazımı elimden almış, yerine aile hesabına bağlı bir telefon vermişti. Ama eski cihazın bulut yedeklemesini kapatmayı unutmuştu.
Bir keresinde Mübeccel’in bana yönelttiği tehditleri sesli olarak kaydetmiştim. Korkudan kaydı dinleyememiş, sonra da tamamen unutmuştum. Üstelik yıllar boyunca çektiğim yaralanma fotoğraflarını gizli bir klasöre yüklemiştim.
Polis, izin verdiğim hesaplara erişilmesi için gerekli işlemleri başlattı. Annemin yardımıyla hatırladığım şifreleri girdik. Ekrana çıkan ilk fotoğraf, iki yıl önce kolumda oluşan büyük bir morluğa aitti.
O an midem bulandı.
Sonraki fotoğrafta kırılmış gözlüğüm, bir başkasında kapısı dışarıdan kilitlenmiş odamız vardı.
Sonra bir ses kaydı açıldı.
Mübeccel’in sesi duyuldu:
“Bu evde kime ne anlatacağına biz karar veririz. Annenlere tek kelime edersen seni daha beter yaparım.”
Ardından Turgay konuşuyordu:
“Susup oturursan kimse sana dokunmaz.”
Babam sandalyesine çöktü. İlk defa onun ağladığını gördüm.
“Sen bunları yaşarken ben neredeydim?” diye fısıldadı.
“Baba, seni aramama izin vermiyorlardı,” dedim. “Sonra da arayabileceğim halde utanmaya başladım.”