Beni Yaralı Hâlde Bıraktılar

Babam başını kaldırdı.

“Utanması gereken sen değilsin.”

Bu sözleri duyduğumda içimde yıllardır taşıdığım ağır yükün küçücük bir parçası yerinden oynadı.


O sırada hastanenin öteki bölümünde Turgay ve annesi benim eski odama ulaşmıştı. Gülriz’in sonradan anlattığına göre Mübeccel, boş yatağı görünce bir süre konuşamamış.

“Onu nereye kaçırdınız?” diye bağırmış.

Turgay ise yatağın yanındaki komodini açıp telefonumu aramış. Sanki beni değil, sakladığım şeyleri bulmak istiyormuş.

Ama artık çok geçti.

Polisler, şikâyetim ve toplanan deliller doğrultusunda soruşturmayı genişletti. Benimle görüşmeye çalışmamaları için gerekli koruyucu tedbirlerin alınması da istendi. Turgay bunu öğrendiğinde annemi arayıp yalvarmaya başladı.

“Şebnem yanlış anlamış. Annem sinirlenmiş olabilir ama kimse onu öldürmek istemedi.”

Annem telefonu kapatmadan önce sadece şunu söyledi:

“Ölmesini istememiş olmanız, ölmesine seyirci kaldığınız gerçeğini değiştirmiyor.”

Hastaneden ayrılmadan önce Gülriz yanıma geldi. Başucuma küçük bir kâğıt bıraktı. Üzerinde yalnızca bir cümle yazıyordu: “İnanılmayı hak etmek için acını kanıtlamak zorunda değilsin.” Kâğıdı avucumda sakladım. Çünkü yıllardır kendimi herkese açıklamaktan yorulmuştum.


Bir polis memuru ayrıca güvenliğimi düşünerek telefon numaramı değiştirmemi, adresimin paylaşılmamasını ve karşılaşabileceğim tehditleri kaydetmemi önerdi. Bu önlemler ilk başta bana abartılı geldi. Sonra Turgay’ın geçmişte “Nereye gidersen bulurum” deyişini hatırladım. Artık korkumu küçümsemek yerine onu ciddiye almayı öğreniyordum.

Bir hafta sonra taburcu edildim. Ailemin evine dönmek yıllardır hayalini bile kuramadığım bir şeydi. Çocukluğumun odasında temiz çarşaflar, pencere önünde menekşeler ve yatağımın ucunda annemin ördüğü battaniye duruyordu.

Fakat geceleri en küçük seste irkiliyordum. Koridorda bir kapı kapansa o akşamki oklavanın sesini hatırlıyordum. Doktorumun önerisiyle psikolojik destek almaya başladım. İyileşmenin yalnızca kırılan kemiklerin kaynaması olmadığını yavaş yavaş öğreniyordum.
Reklamlar