“İkiniz de evimden çıkın.”
Nalan son kez Asya’ya baktı.
“Bütün bunları benim yüzüme vurmak zorunda mıydın?”
Kızım gözyaşlarını sildi.
“Hayır anne. Bana sarılıp özlediğini söyleyebilirdin. Neden gittiğini dürüstçe anlatabilirdin. Ama hediyeler getirip bizi terk etmenin bizim iyiliğimiz için olduğunu söyledin.”
Tezgâhtaki tableti gösterdi.
“Ben bunu istemiyorum. Babamın alamadığı şeyler oldu. Ama bana hiçbir zaman istenmeyen bir çocukmuşum gibi davranmadı.”
Nalan ağlamaya başladı.
Çocuklarımın anneleri hakkında yıllarca kötü konuşmamıştım. Yokluğunun onların suçu olmadığını anlatmaya çalışmıştım. Bu yüzden Asya’nın böyle bir konuşma yapmak zorunda kalması içimi acıttı.
Nalan kapıya yöneldi.
“Çocukları tekrar görebilecek miyim?” diye sordu.
“Buna onların duygularını dinleyerek karar vereceğiz. Ama güvenlerini hediyelerle satın alamazsın.”
Gittiğinde koridorda bıraktıkları bisiklet hâlâ duruyordu.
Asya sessizce sordu:
“Baba, hediyeleri geri verebilir miyiz?”
“Elbette.”
Sonra boynuma sarıldı.
O akşam kutlamayı tamamen bitirmedik. Asya biraz dinlendikten sonra arkadaşlarının yanına döndü. Büyük kardeşleri mangalın başına geçti. Bahçeden yeniden kahkahalar yükseldi.
Ama benim aklım belgelerdeydi.
Ertesi gün Aslı’yla görüştüm. Eski şirket kayıtlarını düzenlerken ödeme belgelerine rastladığını, yazışmaların ise kendisine daha önce iletildiğini anlattı. Bunların hepsinin mahkemede kullanılabileceğini garanti edemeyeceğini özellikle söyledi.
Bir avukata başvurdum. Belgelerin asıllarının doğrulanması, elde edilme yöntemlerinin incelenmesi gerektiğini öğrendim. On yıl önceki işten çıkarılmamla ilgili zamanaşımı ve ispat sorunları da vardı.
Eski işverenimden ulaşabildiğim kayıtları topladık. Personel azaltma listesinin gerçekten hazırlandığı ortaya çıktı. Ancak şirketin o dönemde ekonomik sıkıntıları bulunduğundan Korhan’ın müdahalesinin işten çıkarılmamda belirleyici olduğu kesinleşmedi.