“Rıza Bey sizin ailenizle de görüşmüş. Babanız yıllar önce sizi evden göndermiş olmanın pişmanlığını taşıyormuş. Fakat size ulaşmaya utandığı için bir mektup yazıp Rıza Bey'e emanet etmiş.”
Zarfı açmak istemedim. Babamın o gece kapıyı yüzüme kapatırken söyledikleri hâlâ kulaklarımdaydı: “Bu evde artık yerin yok.”
Fakat merak ağır bastı.
“Belgin,” diye yazmıştı babam, “seni yanlış yola düştüğün için değil, kendi korkaklığımdan dolayı kovdum. Komşuların sözünü kızımın hayatından daha önemli gördüm. Annen yıllarca seni aramak istedi. Ben engel oldum. Bunun affı olmadığını biliyorum. Sana baba olamadım. Ama bir gün kızlarına dönüp baktığında, onların yanında kaldığın için kendinle gurur duymanı istiyorum.”
Mektubun tarihi on yıl öncesiydi. Altında babamın ölümünden birkaç ay önce attığı imza vardı.
Uzun süre konuşamadım. Bağışlamak, yapılanları yok saymak değildi. Babamla yaşayamadığım yıllar geri gelmeyecekti. Yine de ilk kez, utancın benim değil onun olduğunu hissediyordum.
Avukat dosyayı kapatırken beklenmedik bir şey söyledi:
“Bir ayrıntı daha var. Rıza Bey'in eski şirket ortakları vasiyetine itiraz etmeye hazırlanıyor. Vakfın parasını geri almak istiyorlar.”
Bir an her şeyin yeniden elimizden kayıp gideceğini sandım.
“Peki ne yapacağız?”
“Vasiyet hukuken güçlü. Ancak sizi yıldırmak için geçmişinizi araştırabilirler. Genç yaşta anne olmanızı, borçlarınızı, hatta ailenizle yaşadığınız sorunları aleyhinize kullanmaya çalışabilirler.”
İçimde yıllardır susturduğum on yedi yaşındaki kız yeniden ürperdi. İnsanların bakışlarından kaçan, iki bebeğiyle otobüse binecek parayı hesaplayan o kız… Sonra fotoğrafı yeniden elime aldım. Kucağımdaki bebeklere baktım.
“Benim geçmişimde utanılacak bir şey yok,” dedim. “Rıza Bey'in mirası için değil, onun kurmak istediği hayat için mücadele edeceğim.”
Avukat ilk kez gülümsedi.
“Sanırım vasiyetine sizi neden yazdığını şimdi daha iyi anlıyorum.”
Telefonum çaldı. Arayan diğer kızım Yelda'ydı.
“Anne, hastaneden aradılar! Nehir'in tetkik sonuçları gelmiş. Doktor seni de görmek istiyor.”
Kalbim hızlandı. En son tetkikte hastalığın ilerlediğini söylemişlerdi. Kötü bir haber duymaya hazır değildim.
Avukat benimle hastaneye geldi. Koridorda Nehir'i tekerlekli sandalyede görünce yanına koştum. Gözleri doluydu.
“Anne, korkma,” dedi. “Doktor tedavime devam edebileceğimizi söyledi. Ama yeni bir ameliyat gerekiyor.”
Doktor ayrıntıları anlattı. Riskler vardı; iyileşme garantisi yoktu. Fakat önümüzde gerçek bir seçenek bulunuyordu. İlk defa masrafı nasıl karşılayacağımı düşünmeden kızımın elini tutabildim.
Nehir bana baktı.
“Anne, neden ağlıyorsun?”
“Çünkü,” dedim, “yıllar önce hiç tanımadığım bir adam bana, iyiliğin kaybolmadığını öğretti.”
O gece evde iki kızıma her şeyi anlattım. Eski patiği masaya koyduğumda Yelda gülümseyerek ağladı.
“Demek biz üç kişiydik,” dedi, “ama o adamın hayata dönmesine yetmişiz.”
Aylar geçti. Nehir ameliyat oldu. Zor günler yaşadık; kimi sabahlar korkuyla uyandık. Sonunda doktoru tedaviye iyi yanıt verdiğini söylediğinde birbirimize sarıldık. İyileşme süreci hâlâ devam ediyordu, ama umudumuz artık borç takvimlerine bağlı değildi.