“Bir dakika beklediği için.”
Hasan plaketi evine götürdü.
Duvara asmadı.
Otobüsün ön tarafına, dikiz aynasının altına koydu.
Çünkü o plaket evde değil, beklediği yerde durmalıydı.
Yıllar geçti.
Emre liseyi bitirdi.
Sonra teknik okulda okumaya başladı.
Motorlara, elektrik sistemlerine merak sardı.
Bir gün Hasan’ın otobüsü arıza yaptı.
Garajda herkes uğraştı ama sorun bulunamadı.
Genç bir adam geldi.
Elinde takım çantası vardı.
“Hasan Amca,” dedi. “Kaputu aç.”
Hasan baktı.
Emre’ydi.
Artık çocuk değildi.
Ama gülüşünde o yokuştan koşan hâli hâlâ vardı.
Yarım saat içinde arızayı buldu.
“Kontak hattı gevşemiş,” dedi.
Hasan güldü.
“Sen büyüdün de benim otobüsü mü kurtarıyorsun artık?”
Emre başını kaldırdı.
“Bir kere sen beni bekledin. Bundan sonra sıra bende.”
Hasan cevap veremedi.
Bazı borçlar parayla ödenmez.
Sadece başka bir iyilikle devam eder.
Hasan emekli olduğunda son seferini yine aynı hatta yaptı.
Küçük Sanayi durağına geldiğinde saat 06.42’ydi.
Yokuşa baktı.
Artık Emre koşmuyordu.
Ama durağın yanında duruyordu.
Elinde bir demet çiçek.
Neriman Abla yaşlanmıştı, yine ön koltuktaydı.
Kasklı adamın saçları beyazlamıştı.
Otobüs eski yolcularla dolmuştu.
Hasan kapıyı açtı.
Emre bindi.
“Geç kaldım mı?” diye sordu gülerek.
Hasan’ın gözleri doldu.
“Ben seni beklerim oğlum.”
Bu kez herkes alkışladı.
Ama Hasan için en büyük alkış bu değildi.
En büyük şey, yıllar önce brandanın altında bulduğu mavi çantanın artık bir çocuğun korkusunu değil, hayatta kalmış bir gencin hikâyesini taşımasıydı.