Kimse “geç kaldık” demedi

Emre karakola götürüldü.

Hasan da onunla gitti.

Otobüs yolcuları önce dağılır sanmıştı.

Ama çoğu karakolun önüne kadar geldi.

Neriman Abla, çocuğa sıcak poğaça aldı.

Kasklı adam, “İfademi vermeden gitmem” dedi.

Bakkal bile geldi.

Başını öne eğmişti.

“Ben korktum,” dedi polise. “Ama çocuk iki gündür dükkânın önünde oyalanıyordu. Bir şey diyecek gibi oluyordu.”

Hasan ona sert baktı.

“Korktukça çocuklar kayboluyor.”

Bakkal cevap veremedi.

O gün karakolda çok şey ortaya çıktı.

Gri şapkalı adamın adı Veysel’di.

Emre’nin annesiyle yaşıyordu.

Borçları vardı.

Sanayide çalışan bazı adamlarla bağlantılıydı.

Emre’yi okuldan alıp şehir dışındaki bir tamir atölyesine “çırak” diye gönderecekti. Aslında çıraklık değil, borç karşılığı zorla çalıştırmaydı.

Emre bunu birkaç gün önce duymuştu.

Kaçmak istemişti.

Ama evden çıkmasına izin vermemişlerdi.

Son çare olarak çantasına not bırakmıştı.

Neden Hasan’a?

Polis sordu.

Emre başını kaldırmadan cevap verdi.

“Çünkü o beni bekliyordu.”

Bu cümle odadaki herkesi susturdu.

Hasan’ın gözleri doldu.

Yıllarca direksiyon sallamıştı.

Sabahın köründe uykusuz, trafikte sinirli, yolcularla boğuşarak.

Ama o bir dakika…
Reklamlar